Gün geçmiyor ki Millî Eğitim Bakanlığı’nın yeni bir uygulaması sahada yeni bir problem üretmesin.
Niyet iyi belki, ama sonuç yorgunluk.
Uygulama var, istişare yok. Talimat çok, anlayış az.
Eğitim elbette hiyerarşi ister. Bürokrasi de gerekir; düzen için, denetim için.
Ama bürokrasi; öğretmeni duymadan, sahayı görmeden, sadece yazıyla yönetmek değildir.
Üst, astı dinlemeden, sürekli talimatla eğitim olmaz. Olmuyor da.
Eğitim, istişare işidir.
Madem yönetim biçimimiz demokrasi, o hâlde eğitimin mutfağında çalışan öğretmene de sorulmalıdır.
Çünkü yükü çeken odur.
Son örnek, öğrenci gelişim raporlarıdır.
Karneye günler kala, eğitim çalışanlarının gündemine eklenen bu uygulama; mevcut iş yükünü daha da artırmış, sahada ciddi bir rahatsızlık oluşturmuştur. Zaten Maarif Modeli kapsamında yoğun bir etkinlik ve ölçme-değerlendirme süreci yürüten öğretmenler, yeni bir bürokratik sorumlulukla daha karşı karşıya bırakılmıştır.
Yıllardır “öğrenci merkezli eğitim” anlayışı dile getirilmektedir. Ancak uygulamada, öğretmenin merkezine her seferinde yeni bir evrak yerleştirilmektedir. Müfredat sürecinde performans çalışmaları, kazanım takibi ve çeşitli ölçme araçları zaten kullanılmakta; öğrenciler çok yönlü olarak değerlendirilmektedir. Buna rağmen aynı verilerin yeniden ve tekrar e-Okul sistemine girilmesi, eğitimsel katkıdan çok angaryaya dönüşmektedir.
Bu durum, öğretmenler açısından ciddi bir evrak yükü oluşturmaktadır. Arşivler dolmakta, ancak eğitimin niteliğine doğrudan katkı sağlayan bir karşılık üretilememektedir. Artan bürokratik beklentiler, öğretmenlerin mesleki enerjisini tüketmekte ve asli görevlerine ayıracakları zamanı daraltmaktadır.
Uygulamanın hakkaniyet boyutu da ayrıca değerlendirilmelidir. Branşlar arasında ders yükü açısından ciddi farklılıklar bulunmaktadır. Beş sınıfa giren bir öğretmen ile on beş sınıfa giren bir öğretmenden, aynı süre içerisinde ve aynı kapsamda raporlama beklenmesi adalet duygusunu zedelemektedir.
Bununla birlikte, hazırlanan raporların veliler tarafından nasıl algılanacağı da ayrı bir sorun alanı olarak karşımızda durmaktadır. Pedagojik dilin doğru kurulmadığı, beklenti yönetiminin sağlanamadığı durumlarda yeni yanlış anlaşılmalar ve iletişim problemleri kaçınılmaz hâle gelmektedir. Bu da öğretmeni yeni krizlerin merkezine çekmektedir.
Öğretmen; ders anlatan, rehberlik yapan, ölçme-değerlendirme uygulayan ve öğrenciyle birebir temas kuran bir meslek icra etmektedir. Evrak ve rapor yükünün artması, öğretmenin öğrenciye ayıracağı zamanı azaltmakta; eğitim sürecinin niteliğini doğrudan etkilemektedir.
Gelişim, rapor yazarak değil; temasla olur.
Gözle olur.
Sınıfta, teneffüste, derste olur.
Artık kabul edilmelidir ki eğitim, dosyada değil; insanda gelişir.
Arşiv odaklı uygulamalardan vazgeçilmedikçe sahada karşılık bulmak mümkün değildir. Öğretmeni yormayan, angaryayı azaltan, istişareyi esas alan ve öğrenciyi gerçekten merkeze alan uygulamalara ihtiyaç vardır.
Çünkü eğitim; talimat işi değil, emek işidir.
İNSANI UNUTAN BÜROKRASİNİN YİTİĞİ HİÇLİK MAKAMI
Eğitimde Angarya Üreten Bürokrasi
TOPLANIYORUZ, TOPARLANIYORUZ
Tarihin Doğru Tarafında Sendikacılık
Bizimle canlanacak nice umutlara doğru
Destansı Yürüyüş, Umudun Zaferi, Birliğin Gücüyle Büyüyen Başarı Hikâyesi
Psikopatik zevzeklerin kuru gürültüsü
Re’sen Atama Hangi Aklın Kârı
İLKSAN’da Göz Boyayan İyileştirme