Endülüs Ziyareti
Şubemiz tarafından düzenlenen 2-9 Temmuz 2026 İspanya–Portekiz Medeniyet Gezisi, 87 üyemizin katılımıyla iki grup halinde başarıyla gerçekleştirildi. Bir haftalık yolculuğumuzda yalnızca şehirleri değil; ilmin, medeniyetin, ihtişamın ve hüzünlü bir tarihin izlerini adım adım takip ettik. Avrupa’nın en batısına tam 750 yıl boyunca ilim, adalet ve estetik mührünü vuran Endülüs İslam Medeniyeti’ni yerinde gördük; medeniyetin yükselişine ve acı sonuna tanıklık eden mekânlarda derin bir tarih muhasebesi yaptık.
İstanbul’dan Madrid’e uzanan yolculuğumuzun ilk durağı, Müslümanların Tuleytula adını verdiği tarihi Toledo oldu. Roma, İslam ve İspanyol mimarisinin asırlar boyunca iç içe yaşadığı bu eşsiz şehirde adeta bin yıllık bir zaman yolculuğuna çıktık. Dar sokaklarında dolaşırken farklı medeniyetlerin aynı şehirde bıraktığı izleri görmek, tarih kitaplarının sayfalarını canlı olarak okumak gibiydi.
Ardından rotamızı Endülüs medeniyetinin son bağımsız devleti olan Granada‘ya çevirdik. Dünya mimarlık tarihinin en zarif eserlerinden biri kabul edilen Elhamra Sarayı, ince taş işçiliği, su mimarisi, avluları ve “Allah’tan başka galip yoktur” yazılarıyla hepimizi hayran bıraktı. Ancak sarayın tam ortasına inşa edilen V. Carlos Sarayı, yalnızca mimari bir yapı değil; bir medeniyetin sona erişini simgeleyen sessiz bir hatıra olarak yüreklerimizi burktu. Elhamra’nın duvarlarında estetik zirveye ulaşan bir medeniyetin, ardından yaşadığı büyük yalnızlığı hissettik.
Granada’da hepimizin hafızasına kazınan en dokunaklı hatıralardan biri ise son Nasrî Sultanı XII. Muhammed (Boabdil) ile ilgili anlatılan tarihi rivayet oldu. Şehri teslim ettikten sonra dönüp son kez Granada’ya bakarak gözyaşı döktüğünde annesinin söylediği şu söz, yalnızca bir hükümdara değil, bütün bir tarihe söylenmiş gibiydi:
“Erkekler gibi savunamadığın vatan için şimdi kadınlar gibi ağlama.”
Bu sözleri dinlerken Endülüs’ün yalnızca taşlarını değil, acısını da yüreğimizde hissettik.
Bir sonraki durağımız, Endülüs Emevî Devleti’nin başkenti Kurtuba (Córdoba) oldu. Bir dönem Avrupa’nın en büyük ilim merkezi olan şehir; yüzlerce kütüphanesi, rasathaneleri, hastaneleri ve üniversiteleriyle Batı’nın karanlık çağında ilmin başkentiydi. Avrupa’nın ilk sokak aydınlatmalarından, kanalizasyon sistemlerinden ve şehir planlamalarından bazıları burada kurulmuştu.
İslam mimarisinin şaheserlerinden Kurtuba Ulu Camii, kırmızı-beyaz kemerleri ve sütun ormanını andıran ihtişamıyla hepimizi büyüledi. Ancak 1200 sütundan yaklaşık 350’sinin yıkılarak caminin tam ortasına bir katedral inşa edilmiş olması, tarihin bıraktığı en derin hüzünlerden biri olarak hafızalarımıza kazındı. Dar sokakları, çiçeklerle süslü avluları, tarihi köprüsü ve eski mahalleleriyle Kurtuba’da kendimizi yabancı hissetmedik.
Endülüs’ün bir başka incisi Sevilla, medeniyetimizin ihtişamını en güçlü şekilde hissettiren şehirlerden biri oldu. Bugün katedral olarak kullanılan Sevilla Ulu Camii ile minaresinden dönüştürülen Giralda Kulesi, tarihin sessiz tanıkları olarak karşımızda duruyordu. Alkazar Sarayı ise su kanalları, bahçeleri, geometrik süslemeleri ve zarif mimarisiyle İslam estetiğinin ulaştığı yüksek seviyeyi gözler önüne serdi.
Rehberimizin şu cümlesi hepimizi derinden etkiledi:
“Avrupa’nın büyük bölümünde insanlar ömürlerinde bir veya iki kez yıkanırken, Endülüs’teki Müslüman evlerinde temiz su tesisatı, hamamlar ve kanalizasyon sistemi vardı.”
Bu gerçeği yerinde görmek, medeniyetimizin insanlığa kazandırdığı değerleri bir kez daha gururla hatırlamamıza vesile oldu.
Endülüs’e veda ederek kısa süre Müslüman hâkimiyetinde kalan Portekiz topraklarına geçtik. Başkent Lizbon, görkemli meydanları, tarihi yapıları ve denizcilik geçmişiyle dikkat çekerken; Porto, daha mütevazı fakat sıcak atmosferi ve samimi şehir dokusuyla gönüllerimizde ayrı bir yer edindi.
Yeniden İspanya’ya dönerek Avrupa’nın en eski üniversite şehirlerinden Salamanca‘yı ziyaret ettik. Tarihi üniversitesi, görkemli meydanları, taş mimarisi ve zengin kültürel mirasıyla adeta açık hava müzesini andıran bu şehir, ilim geleneğinin Avrupa’daki önemli merkezlerinden biri olarak ufkumuzu genişletti.
Başkent Madrid, büyük meydanları, kraliyet yapıları, boğa güreşi kültürü ve hareketli şehir yaşamıyla İspanya’nın modern yüzünü yansıtırken, gezi programımızın son durağı olan Barselona ise farklı kimliğiyle bizi karşıladı. Antoni Gaudí‘nin sıra dışı eserleri, Park Güell, Kristof Kolomb Anıtı, Akdeniz kıyısındaki canlı şehir hayatı, çok kültürlü yapısı ve ticaret merkezi kimliğiyle Barselona’nın yalnızca İspanya’nın değil Avrupa’nın da en önemli turizm ve ekonomi merkezlerinden biri olduğunu yerinde müşahede ettik.
Bu anlamlı yolculuk boyunca yalnızca tarihi eserleri görmedik; aynı zamanda medeniyetlerin yükselişini ve çöküşünü, ilmin gücünü ve birlik ruhunun önemini yeniden düşündük. Endülüs medeniyetinin Avrupa’nın Rönesans sürecine ilim, matematik, tıp, astronomi ve felsefe alanlarında yaptığı büyük katkıları; buna rağmen güç dengeleri değiştiğinde Müslümanların ve Yahudilerin Engizisyon zulmüyle karşı karşıya bırakılarak bu topraklardan sürülmelerini ve büyük acılar yaşamalarını yerinde dinledik.
Bugün Avrupa’nın sahip olduğu pek çok bilimsel ve kültürel birikimin önemli ölçüde Endülüs medeniyetinin mirası üzerine yükseldiğini; daha sonra ise Amerika ve Afrika sömürgelerinden elde edilen büyük ekonomik kaynaklarla güçlendiğini tarihî belgeler ve mekânlar eşliğinde yeniden idrak ettik.
Bu gezi bizlere bir gerçeği daha güçlü şekilde hatırlattı: İstanbul’un fethinden çok daha önce başlayan ve İstanbul’un fethinden sonra da uzun yıllar devam eden Endülüs İslam medeniyeti, Avrupa’nın kalbinde asırlar boyunca insanlığa ilim, adalet ve estetik sunmuştur. Bu büyük mirası tanımak; tarihimize güven duymak, medeniyet değerlerimizi yeniden hatırlamak ve her türlü aşağılık kompleksinden uzak durmak adına hepimiz için önemli bir kazanım oldu.
En kıymetli kazanımlarımızdan biri de şüphesiz üyelerimiz arasında güçlenen kardeşlik, dostluk ve dayanışma ruhu oldu. Aynı otobüste yol aldığımız, aynı sofrayı paylaştığımız, aynı duygularla tarihî mekânlarda gözlerimizin dolduğu bu yolculuk; hafızalarımızda unutulmayacak güzel hatıralar bıraktı.
Şubemiz olarak üyelerimizi yalnızca mesleki faaliyetlerde değil; tarih, kültür ve medeniyet ekseninde de buluşturmaya devam edeceğiz. İnanıyoruz ki bu anlamlı yolculuk, bundan sonra gerçekleştireceğimiz nice kültür ve medeniyet programına ilham veren unutulmaz bir başlangıç olarak hafızalarımızdaki yerini koruyacaktır.