ÜÇ SORUN ÜÇ TALEP
0 | | | 13-01-2020

İdris Şekerci

Evdeki hesap çarşıya uymaz sözünü duymayanımız yoktur. Planlanan durumların her zaman istenildiği gibi olmayabileceğini ifade etmek için kullanılan bir atasözüdür bu. Yaşanmışlıklar üzerinden bir tecrübenin aktarımıdır bu. Masa başından, sahada olanı anlamak da öyledir mesela. Her şeyi yönetim hiyerarşisi üzerinden anlayamazsınız; size aktarılan ile sahada olup biten aynı olmayabilir.

İşyeri ziyaretlerimizde ya da şubemize yapılan ziyaretlerde eğitim çalışanlarının, küçük dokunuşlarla çözülebilecek birçok sorunu ile karşılaşıyoruz. Bu “Haftaya Bakış” da yaşanan sorunlardan üç tanesine değinelim istedik.

BİLSEM ‘de Bir Sınav Değil mi?

Milli Eğitim’de, ya uygulayıcısı olarak ya da hem sahibi hem de uygulayıcısı olarak yapılan birçok sınavdan söz edebiliriz. Ölçme Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü ve Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan sınavlara ilaveten, ÖSYM, Anadolu Üniversitesi ya da benzer üniversite veya kurumların MEB eliyle yaptığı sınavlardan bahsedebiliriz.  Hepsinin ayrı ayrı yönetmeliği, ücretlendirmesi, sınavlarda görev alacaklarda aranan şartlar ve görev türleri var. Meseleyi derinlemesine bir başka yazıda konu edeceğimiz için bu yazımızda sadece BİLSEM üzerinden yaşanan spesifik bir sorunu gündeme getirmekle yetineceğiz.

BİLSEM Sınavları, İlçe Milli Eğitim itibarıyla ele alındığında mutfağında; Şube Müdürü, Bölüm Şefi ve memuruyla ortaya konan bir emek sonrası,-görev alabilecek- öğretmenler tarafından yapılmaktadır. Yapılan her sınavın ayrı bir meşakkati, görev dağılımı ve sorumluğu vardır. Buna karşın, sınavın salimen yapılmasında emeği olan, bu sınavlarda görev yapan tüm çalışanlara adilane olarak ücret dağıtıl(a)maması çözüm bekleyen önemli bir sorundur. Yeni genel müdürden beklentimiz, şefinden memuruna tüm emek sarf eden kesimlerin ücret alabileceği bir yönetmelik değişikliğidir. BİLSEM mutfağında çalışan arkadaşlarımızın, biliyoruz ki sınav yapan öğretmenler kadar emeği vardır. Bu emeğin fark edilmesi, bölüm çalışanlarının en büyük beklentisidir.

 

Sözleşmeli Öğretmene İki Kere Haksızlık

Sözleşmeli istihdam esastan karşı çıkılması gereken, çalışanı özlük hakkı bakımından kadrolu çalışanlardan farklı kılan sorunlu bir istihdamdır. Bu noktadan ayrı değerlendirme gerektiren sözleşmeli öğretmenlerin başka bir sorunundan bahsetmek istiyorum. Sözleşmeli Öğretmenlerin atamaları yapıldıktan sonra hemen göreve başlamadıklarını biliyoruz. Güvenlik soruşturması sonuçlanana kadar beklediklerini ve bunun birkaç ay süren bir süreç olduğunu burada hasseten altını çizmek istiyorum.

Bilindiği üzere sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçmesi yapılan mücadeleler neticesinde 3+1 olarak revize edildi.3 yıl sonra kadroya geçme ve eş durumuna bağlı özür atamaları yapılabiliyor. Bu durumun ayrı bir tartışma konusu olması bir tarafa bir başka sorunun altını çizmemiz gerekiyor. Sözleşmelerinin geciken güvenlik soruşturmaları yüzünden geç imzalanması 1 yıl gecikmeli olarak kadroya geçilmesine neden olmaktadır. İki kere zulüm anlamına gelen bu soruna çözüm üretilmesini bekleyen Sözleşmeli Öğretmenlerin beklentisine cevap verilmesi gerekiyor. Sendika olarak bu mağduriyetin giderilmesi adına konunun takipçisi olduğumuzun bilinmesini isteriz.

Kanuna Saygı Önce Devlet Kurumlarının Görevidir

Kanunlar herkesi bağlayan, kurumların uygulamalarında referans alacağı bağlayıcı metinlerdir. Herhangi bir konuda bir kanun çıktıysa konunun tarafı kamu ya da özel tüm tarafların ilgili kanuna uygun adımlar atmak zorundadır. Kamu kurumlarının yasaların uygulanmasında öncülük yapmaları hayatın olağan akışı içerisinde beklenen bir durumdur. Zira kanunu çıkaran devlettir ve bu kanuna ilk uyması gereken de devletin ilgili kurumudur.

Yetiştirme yurtlarında kalan çocukların atanmasına ilişkin yapılan yasa değişikliği, halen bir bakanlıkta çalışan, yetiştirme yurtlarından gelen bir memurun,  mezun olduğu bölüm ya da eğitim kademesine uygun -sınava bağlı olmaksızın- görevde yükselme hakkı vermektedir. Milli Eğitim Bakanlığı her ne kadar bu sorunu çözmek adına kısmen adım atmışsa da halen önemli miktarda Yardımcı Hizmetler Kadrosu’ nda çalışan birçok kişinin mağduriyetini giderebilmiş değil. Aileden mahrum büyüyen ve devletin sağladığı imkanlarla hayata tutunan bu arkadaşlarımıza pozitif ayrımcılık, eşitlik ilkesi üzerinden tartışılamayacak, adalet ve hakkaniyetin bir  gereğidir.

Toptancı yaklaşarak, tekil sorunlar yüzünden, yetiştirme yurtlarında yetişmiş çalışanlara ilişkin rezerv koymak, empati yoksunluğu ile malül olmak demektir. Devletin hamiliği bu arkadaşlarımız üzerinde yaş sınırından bağımsız devam etmeli;  nasıl ki bir anne baba için evladı kaç yaşına gelirse gelsin çocuk olma özelliğini yitirmiyorsa yetiştirme yurtlarında kalan çocuklar için de devletin babalığı/hamiliği devam etmelidir. Bizi ziyaret eden bu arkadaşlarımızın talebi, kendilerini ötekileştirmeyen bir yönetsel anlayış ve içlerinden çıkan kötü örnekler yüzünden etiketlenmemektir.

 

Top