Kalkınmadan Payımızı İstiyoruz
791 | | | 00-00-0000

Müjdat Kalkan

“2002 yılında 26,8 milyar dolar olan Merkez Bankası döviz rezervlerini, 2011 sonunda 88.2 milyar dolara çıkarttık. Artış farkı: 4 kat…”

Yukarıdaki satırlar bizzat hükümet partisinin sitesinden alınmıştır.Yazıda merkez bankası döviz rezervlerinin 4 kat arttığından bahsedilmektedir.Tebrikler.Merkez bankasının kasaları dört kat artmışsa,dolayısıyla halk olarak bizim de cebimizdeki ekonomik değer de dört kat artmıştır,artmış  olmalıdır.Çoluğumuzu çocuğumuzu,ailemizi geçindirebilmek,insanca bir hayat kalitesine ulaşıp, en azından en temel ihtiyaçlarını karşılayacak ekonomik duruma gelmek gerçekten önemli.

Hazinenin kasaları 4 kat artmışsa bu bizim cebimize de yansımalıdır elbette,kalkınmadan payımızı almalıyız.Zaten alıyoruz da herhalde.En azından TÜİK rakamları öyle diyor.Kişi başına düşen  gelirimiz 2001’de 3000 Amerikan Doları iken,bugün 10000 Amerikan Dolarına yükselmiş.

Bütün bunlara rağmen,peki gerçekten kalkınmadan payımıza düşeni alıyor muyuz,yoksa avutuluyor  muyuz?Açıkcası ben biraz kuşkuluyum bu konuda.Ülke olarak 90 yıllık tarihimizde oldukça badireli dönemleri hep beraber yaşadık.Hep beraber, bazen aç ,bazen susuz kaldık.Ama Sayın Başbakanın deyimiyle en azından her şeye rağmen hiçbir zaman pes etmedik,  milletçe beraber yürüdük,milletle beraber ıslandık.Hatta ve hatta, altını çizerek söylüyorum, beraber “evet” dedik ,daha özgür daha demokratik,daha insanca bir Türkiye’de yaşamak için.

Evet,dönem kapatıp dönem açan "evet" ten sonra bile insanı yalnızca bedenden ibaret gören,insanın ruhunu yok sayan,dünyevi kalkınmayı öncelerken,insanı insan yapan değerlerini,,kültürünü,inançlarını yok sayan veya görmezlikten gelen anlayışın devam ettiğini görmek ve bu anlayış devam ederken kalkınmadan söz etmek büyük bir yanılgı,büyük bir hesap hatası olur herhalde.

Geldiğimiz noktada maddi olarak ilerlerken,insani anlamda,özgürlükler ve demokrasi anlamında yerimizde mi sayıyoruz.2013 yılında halen insanımız beşerin baskısı korkusundan inancının gerektirdiği şekilde giyinememektedir.1934 yılında seçme ve seçilme hakkı verilmiş kadınlarımız 2013 yılında halen giyeceği kıyafeti seçme hakkı alamamıştır.

Biz kalkınmadan payımızı istiyoruz.Şayet ülke kalkınıyorsa kalkınmanın her yönünden ,maddi tarafından da manevi tarafından da payımızı istiyoruz.Fransa’da, Belçika’da inanç özgürlüğü mahkeme kararlarıyla teminat altına alınırken,halen kendi ülkemizde kendi evimizde yabancı muamelesi gördüğümüz,inancımızı yaşamamızdan dolayı tarihe kara bir söz olarak geçen “ haddimizin bildirilmesi” söylemlerine maruz kaldığımız gibi  bu gün de kurumlarda aynı söze maruz kalmanın endişesini taşımamalıyız.Eğer böyle bir şey yaşanacak olursa, şunu herkes bilmeli ki asıl had bildirmeyi biz yaparız.Dün, hak edenlere asıl haddi gerektiği şekilde biz bildirmiştik, yine demokrasi ve hukuk zemininde isteyene haddini yine biz bildireceğiz.

Özellikle referandumdan sonra demokrasi,özgürlük ve insan hakları konusunda kalkınan ülkemizin artan bu değerlerinden  payımıza düşeni istiyoruz.Verilmeyecek olursa verilmesini daha fazla beklemeyeceğiz bu payı biz alacağız.

Top